Elvis Presley, 16 Ağustos 1977’de Graceland’daki evinde hayatını kaybettiğinde yalnızca 42 yaşındaydı.
Aradan geçen yarım yüzyıla yakın sürede rock’n’roll’un kralına dönüştü. Beyaz kostümleri, favorileri, dansıyla popüler kültürün değişmeyen ikonlarından biri oldu.
Oysa 1950’lerin Amerika’sı bu hareketleri eğlenceli bulmuyordu.
Elvis’in bedeni müstehcen, şarkıları gençler için zararlı, konserleri çocuk suçluluğunun kaynağı sayılıyordu. Bir şehir rock’n’roll gösterilerini yasakladı. Radyo sunucuları plaklarını çalmayı reddetti. Televizyon onu belden yukarısı ile sınırlandırdı. Bir çocuk mahkemesi yargıcı ise kalçasını oynatmayı sürdürürse tutuklanacağını söyledi.
Elvis Presley’nin henüz ‘kral’ olmadığı yıllarda suç aleti kalçalarıydı.
AHLAK PANİĞİNİ BAŞLATAN GÖSTERİ
Elvis, 5 Haziran 1956 günü ABD’nin en çok izlenen programlarından Milton Berle Show’a çıktı.
‘Hound Dog’u ilk kez gitarı olmadan söylüyordu. Elleri ve bedeni serbestti. Şarkının son bölümünde tempoyu düşürdü; kalçasını öne, arkaya ve yana doğru hareket ettirmeye başladı.
Stüdyodaki genç kadınların çığlıkları televizyon ekranlarından milyonlarca eve ulaştı.
Yaklaşık 40 milyon kişinin izlediği birkaç dakikalık gösteri, Elvis’in kariyerindeki ilk büyük ahlak krizini başlattı. NBC’ye protesto mektupları yağdı. Gazeteler hareketlerini kaba ve müstehcen olarak tanımladı.
Katolik Kilisesi’ne bağlı bir yayın “Elvis Presley’e dikkat” başlıklı yazı yayımladı.
Eleştirilerin merkezinde müzikten çok Elvis’in bedeni vardı.
Basın ona ‘Elvis the Pelvis’ adını taktı. Türkçeye ‘Leğen kemiği Elvis’ olarak çevrilebilecek bu lakap, sanatçıyı küçümsemek amacıyla kullanılıyordu.
Elvis yalnızca kötü örnek sayılmıyord: gençleri cinsel taşkınlığa, ahlaksızlığa ve suça sürükleyeceği ileri sürülüyordu.
ROCK’N’ROLL GÖSTERİLERİ YASAKLANDI
Elvis etrafındaki endişe televizyon programından önce başlamıştı.

16 Nisan 1956’da Teksas’ın Corpus Christi kentindeki Memorial Coliseum’da yaklaşık 6 bin kişinin izlediği bir konser verdi. Gençler koltukların üzerine çıktı, sahneye doğru yöneldi. Salonda yükselen çığlıklar ve yaşanan kargaşa kent yöneticilerini harekete geçirdi.
Konserden birkaç gün sonra Memorial Coliseum’da rock’n’roll gösterileri yapılması yasaklandı.
Karar yalnızca Elvis’in adını taşımıyordu; bütün rock’n’roll etkinliklerini kapsıyordu.
Açıklanan gerekçe güvenlikti. Arkasındaysa dönemin büyüyen çocuk suçluluğu korkusu bulunuyordu. Rock’n’roll, gençleri ailelerinden uzaklaştıran, cinselliği teşvik eden ve toplumsal düzeni bozan bir salgın gibi ele alınıyordu.
Üstelik bu yeni müzik siyahların ritim ve blues müziğiyle beyazların kırsal müzik geleneğini aynı bedende buluşturuyordu. Irk ayrımının gündelik hayatı belirlediği Güney eyaletlerinde Elvis siyahlarla beyazlar arasında korunmak istenen kültürel çizgiyi de ihlal ediyordu.
FBI’A ŞİKAYET ETTİLER
Elvis, 14 Mayıs 1956’da Wisconsin’in La Crosse kentinde yine sahneye çıktı.
Konserin ardından bir kişi, FBI Başkanı J. Edgar Hoover’a bir mektup gönderdi. Gösteriyi gençlere sunulan ‘en kirli ve en zararlı yapım’ olarak tanımladı. Elvis Presley’nin, ABD’nin güvenliği açısından kesin bir tehlike olduğunu savundu.

FBI, Elvis hakkında bu iddialarla bir soruşturma açmadı. Ancak mektup tamamen rafa kalkmadı.
La Crosse’taki yerel bir radyo sunucusu da Elvis’in plaklarını programında çalmama kararı aldı.
SMOKİNLE EHLİLEŞTİRME GİRİŞİMİ
Milton Berle Show’un ardından NBC’ye Elvis’in bir sonraki televizyon programının iptal edilmesi yönünde baskı yapıldı.
Programın sunucusu Steve Allen, Elvis’i ekrandan uzaklaştırmak yerine denetim altına almayı seçti.
Elvis, 1 Temmuz 1956’da Steve Allen Show’a beyaz kravat ve kuyruklu smokinle çıkarıldı. Karşısında silindir şapka takılmış gerçek bir av köpeği vardı. Elvis’ten ‘Hound Dog’u hareket etmeden köpeğe bakarak söylemesi istendi.
Performansı bir komedi gösterisine dönüştürülmüştü.

Elvis yayına katıldı ancak kendisine gösterilen bu tavırdan hoşlanmadı. Gitaristi Scotty Moore’a göre ertesi gün stüdyoda kaydedilen sert ‘Hound Dog’ yorumunda bu öfkenin de payı vardı.
Elvis’i ehlileştirme girişimi amacına ulaşmadı. Program yüksek izlenme oranı elde etti ve sanatçının ününü daha da büyüttü.
“ASLA ÇIKARMAM” DEDİ, 50 BİN DOLAR ÖDEDİ
Bu sırada dönemin en güçlü televizyon sunucularından Ed Sullivan da Elvis’i programına çıkarmayacağını açıkladı.
Ancak Steve Allen’ın Elvis sayesinde kendisini reytinglerde geride bırakmasının ardından kararını değiştirdi. Sullivan, Elvis’e üç program karşılığında 50 bin dolar ödedi.
Bu, o yıllar için olağanüstü bir rakamdı.
Elvis’in 9 Eylül 1956’daki ilk Ed Sullivan Show performansını yaklaşık 60 milyon kişi izledi. O sırada televizyon başında bulunan Amerikalıların yüzde 82’sinden fazlası aynı programı seyrediyordu.
İlk iki programın ardından son programda sansüre uğrayacak ve yalnızca belden yukarısı gösterilecekti.
OYNARSA TUTUKLANACAKTI
Elvis’in yasaklanma hikayesindeki en çarpıcı olay Florida’nın Jacksonville kentinde yaşandı.
Kentteki muhafazakar gruplar, Elvis’in Florida Theatre’da vereceği iki konserin denetlenmesini istedi.
Çocuk Mahkemesi Yargıcı Marion Gooding, Elvis’i makamına çağırdı. Sahnedeki ‘müstehcen’ hareketlerini sürdürürse tutuklanacağı bildirildi. Olası bir müdahale için gerekli evrakların hazırlandığı da kendisine iletildi.

Yargıcın yıllar sonra aynı göreve gelen oğlu David Gooding’in anlattığına göre babası sağa ve sola doğru harekete izin vermiş ancak öne ve arkaya doğru kalça hareketlerini yasaklamıştı.
Marion Gooding bununla da yetinmedi. Elvis’in kurala uyup uymadığını görmek için konseri arka sıradan izledi.
Elvis bedenini büyük ölçüde sabit tuttu. Ardından seyirciye bakarak serçe parmağını yavaşça oynattı.
Kalabalık yine çığlık atmaya başlamıştı.
Yalnızca serçe parmağını oynatarak aldığı tepki, yasağın açmazını ortaya koydu. Yetkililer belirli bir beden hareketini engelleyince coşkunun ortadan kalkacağını sanıyordu.
NOEL ŞARKISINI BİLE SAKINCALI BULDULAR
Elvis, 1957’de bir Noel albümü yayımladı. Albümde, Irving Berlin’in yazdığı ‘White Christmas’ da bulunuyordu.
Berlin, Elvis’in yorumunu şarkısının kutsal olmayan bir parodisi olarak değerlendirdi. Çalışanlarına ABD’deki radyo istasyonlarını aratarak kaydın çalınmamasını istedi.
İstasyonların bazıları albümü yayınlamadı; bir radyo sunucusunun albümden şarkı çaldığı için işini kaybettiği aktarıldı. Kanada’daki çok sayıda radyo da albümü çalmayı reddetti.
Tepkinin nedeni şarkıdaki müstehcenlikten kaynaklanmıyordu. Amerika’nın en sevilen Noel eserlerinden birini rock’n’roll’un ‘ahlaksız çocuğu’ söylüyordu. Elvis’in sesi bile şarkının saygınlığına yönelik tehdit sayılmıştı.
HER YASAK GERÇEK DEĞİLDİ
Elvis hakkındaki bazı yasaklama hikayeleri ise menajeri Albay Tom Parker tarafından büyütüldü, hatta üretildi.
Elvis’in 1957’de Los Angeles’taki Pan-Pacific Auditorium konserinden sonra polis tarafından kalçasını bir daha oynatmaması konusunda uyarıldığı uzun yıllar anlatıldı. Daha sonra olayın Parker ile reklamcı Marvin ‘Red’ Robinson tarafından basına servis edilen bir tanıtım hamlesi olduğu ortaya çıktı.
Parker, ahlak tartışmalarının Elvis’e zarar vermediğini çok erken anlamıştı. Her sansür girişimi gençlerin ona ilgisini artırıyor, her yasak haberi yeni konser biletleri ve plak satışları getiriyordu.
Elvis’in hareketleri üzerinden çıkan kriz, kariyerinin pazarlama aracına dönüştürülmüştü.
TERBİYE EDİLMEK İSTENEN BEDEN
Elvis’in başına gelenler, Michel Foucault’nun ‘disiplinci iktidar’ adını verdiği mekanizmayı sahne üzerinde görünür hale getiriyordu.
Foucault’ya göre bu iktidar biçimi bedeni bütünüyle yasaklamaz. Onu ölçer, sınırlar ve kullanılabilir hale getirir. Kişiye yalnızca ne yapamayacağını söylemez; nasıl duracağını, hangi yöne hareket edeceğini ve ne kadarının görünür olacağını da öğretir.
Elvis’e uygulanan da buydu.
Sistem onu yok etmek yerine terbiye etmeye çalıştı.
Fakat Elvis’in serçe parmağını oynatması yetti; denetlenen hareketti, yarattığı anlam değil.
Gözde Sula
Odatv.com






