Gıda Hakkı Güvence Altında Değil
Gıda güvenliği, gıdanın sağlığımıza zarar vermemesi için alınan tedbirlerin bütünü. Gıda güvencesi, yurttaşın yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya hem fiziksel hem ekonomik erişimi. Gıda hakkıysa bu erişimi hukuken güvence altına alır. Devlet saygı gösterir, korur, yerine getirir. Yurttaş da bunu talep eder.
Kısacası gıda güvenliği tabaktakinin zararsız olması, gıda güvencesi tencerenin dolabilmesi. Gıda hakkıysa tencere boş kaldığında kapısını çalabileceğiniz bir muhatabın olması.
AKP iktidarının hazırladığı gıda mevzuatı bu tablonun neresinde duruyor? Kanun güvenilir olmayan gıdayı tanıyor. Gıda güvencesi ancak arz güvenliği kılığında ve kısmen var. Gıda hakkıysa hiç yok. 1982 Anayasası’nın sosyal hak mimarisi boşluğu büyütüyor. Sosyal haklar, devletin mali kaynakları yettiği ölçüde geçerli.
Bu kayıt, hakkı baştan bir programa, bir niyet beyanına indiriyor. Gıda hakkı yaşam hakkının içinde de adıyla geçmiyor, sağlık ve sağlıklı çevre hakkının içinde de. BM Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün gıda hakkı veri tabanındaki Türkiye profili aynı cümleyi kuruyor: Anayasa bu hakkı açıkça güvence altına almıyor.
Fırsat çıkmadı da değil. 19 Ekim 2011’de kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu, toplamda 60 maddede, “Temel Hak ve Hürriyetler” başlığında yaklaşık 43 maddede uzlaştı. Süreç başkanlık tartışmasına kilitlendi ve 2013 sonunda çöktü. O maddelerin içinde gıda hakkına dair tek bir öneri yoktu. Benzer biçimde TBMM’ye gıdayı adıyla anan bir anayasa değişikliği ya da kanun teklifi gelmedi.
Gıda Hakkında Şikayet Yolu Neden Kapalı?
Anayasa temel haklara ilişkin milletlerarası antlaşmayla kanun çatışırsa milletlerarası antlaşmanın esas alınacağını söylüyor. Türkiye 23 Eylül 2003’te Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne taraf oldu. Sözleşme 23 Aralık 2003’te yürürlüğe girdi. Sözleşme açlıktan kurtulma hakkını ve gıda hakkını güvenceye alıyor. Kağıt üzerinde Anayasa’yla sözleşmenin birleşimi gıda hakkını doğrudan uygulanabilir kılıyor. Gerçekte uygulanmıyor.
Nasıl olmuyor? Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, yalnızca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve Türkiye’nin taraf olduğu protokollerin koruduğu haklara dayanabiliyor. O sözleşme medeni ve siyasal hakları koruyor. Gıdanın, sağlığın, sosyal güvenliğin orada müstakil karşılığı yok. Karşılık olmayınca başvuru da olmuyor. Bu daraltma kaza değil. Bireysel başvuruyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden dava sayısını azaltma hesabının sonucu.
Öte yandan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin bireysel şikayet yolunu açan Ek İhtiyari Protokol 10 Aralık 2008’de BM Genel Kurulunda kabul edildi. AKP iktidarı bu protokolü onaylamadı. Sözleşmeye evet dedi, sözleşmeyi işletecek şikayet yoluna hayır dedi. Bu, gıda hakkının uluslararası düzeyde de bireysel olarak talep edilebilir olmasının önünü kapattı.
Yurttaş, gıda karşısında hak öznesi değil, fiyat istikrarının pasif yararlanıcısı ve yardım alıcısı olarak inşa ediliyor. Gıda erişiminin fiyat baskılamayla değil doğrudan gelir desteği ve hak temelli araçlarla çözülmesi, üreticinin gelirini hedefli destek ve kooperatiflerle korunması ve marjın kamusal denetime alınması gerekiyor.






