Anasayfa / Günün Haberleri / Dedikodu seven Öcalan’a katkı: Engels’i Marks’a küstüren kadın

Dedikodu seven Öcalan’a katkı: Engels’i Marks’a küstüren kadın


Önceki iki yazımda, Öcalan’ın Marks’ı eserleri üzerinden değil, hakkında dolaşan yargılar üzerinden okuduğunu göstermeye çalıştım…

Öcalan’ın eleştirisinin metin çözümlemesinden çok, ikinci el yargılara yaslandığını ortaya koymaya çalıştım. Hatta “dedikodu” yaptığını yazdım.

Madem Öcalan “dedikodu seviyor” ona malzeme sunayım bu yazdımda!

MARY BURNS

Friedrich Engels’in hayatındaki en önemli isimlerden biri, İrlandalı işçi Mary Burns’tü…

Mary Burns, Marks ve Engels biyografilerinde uzun süre gölgede kalmış olmasına rağmen, Engels’in düşünsel gelişiminde önemli rol oynadığı kabul edilen devrimci kadın…

Mary Burns, yaklaşık 1821-1823 yılları arasında İrlanda’da yoksul işçi ailesinde doğdu. Ailesi daha sonra sanayileşmenin merkezi olan Manchester’a göç etti. Kendisi de tekstil fabrikalarında çalışan işçiydi…

Dedikodu seven Öcalan’a katkı: Engels'i Marks'a küstüren kadın - Resim : 4
Mary Burns

1840’ların başında Engels ile tanıştı.

Engels, babasının tekstil fabrikası nedeniyle Manchester’da bulunuyordu.

Tanıştılar ve Mary onu fabrikanın dışındaki gerçek Manchester’la tanıştırdı. İşçi mahallelerini, gecekonduları, yoksulluğu, çocuk işçiliğini ve İrlandalı göçmenlerin yaşadığı ağır koşulları birlikte gezdiler.

Pek çok tarihçiye göre Engels’in 1845’te yayımladığı “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu” kitabındaki gözlemlerin önemli kısmı, Mary’nin rehberliği sayesinde mümkün oldu.

Mary Burns’un dikkat çeken bir başka yönü dönemin toplumsal kurallarına karşı tavrıydı. Kendisi de Engels de evlilik kurumunu eleştiriyordu. Yaklaşık yirmi yıl birlikte yaşamalarına rağmen resmi nikah yapmadılar. Bu tercih, o dönemin İngiltere’sinde oldukça sıradışı ve toplumsal açıdan cesur tavırdı…

ENGELS MARKS’A KÜSTÜ

Yıl, 1863. Henüz kırk yaşındayken, büyük olasılıkla kalp rahatsızlığı ya da felç sonucu Mary Burns bir gece ansızın yaşamını yitirdi…

Engels, hayatının en ağır acılarından biriyle karşı karşıya kaldı. Derin yıkım yaşadı…

En yakın dostu Marks’ın tavrı acısını daha büyüttü. Marks Londra’dan gönderdiği “başsağlığı” mektubunda kısa bir “başın sağolsun” dileği cümlesi ekledikten sonra, uzun uzun kendi maddi sıkıntılarından söz etti! Alacaklılarından, evindeki yoksulluktan bahsetti ve yine para desteğine ihtiyaç duyduğunu yazdı…

Dedikodu seven Öcalan’a katkı: Engels'i Marks'a küstüren kadın - Resim : 5

Bu mektup Engels’i derinden incitti. Cevabında, hayat arkadaşını kaybettiği günlerde en yakın dostundan beklediği anlayışı göremediğini yazdı. Hatta çevresindeki sıradan insanların bile acısını paylaşırken Marks’tan daha duyarlı davranmasını beklediğini belirtti…

Marks çok geçmeden yaptığı hatanın farkına vardı. Engels’e peş peşe mektuplar gönderdi. İlk mektubunun yakışıksız olduğunu kabul etti. Yaşadığı ağır ekonomik bunalımın muhakemesini gölgelediğini anlattı. Ve dostunu kırdığı için defalarca özür diledi…

Engels sonunda can yoldaşının özrünü kabul etti. Birlikte sosyalist düşüncenin en önemli eserlerini üretmeyi sürdürdüler…

“PEYGAMBER” Mİ DEDİNİZ

Öcalan yazılarında, kendi dahil Marks’ın takipçilerini “onu adeta bir peygamber gibi görmekle” eleştirdi. Oysa Marks ile Engels’in mektuplarına bakıldığında karşınıza kutsallaştırılmış insanlar değil, hata yapan, kırılan, birbirini eleştiren iki dost çıkıyor…

Demek ki Marks’ı “peygamber” haline getiren, onu okumadan hakkında hüküm verenler…

Düşünürler, özel hayatlarındaki zayıflıkları, acıları ya da kırgınlıklarıyla değil, yazdıkları eserlerle değerlendirilir.

Eğer Marks’ı anlamak istiyorsanız, dedikodulara değil, yazdığı kitaplara bakmak zorundayız…

LIZZIE BURNS

Fakat hikaye burada bitmiyor.

Mary Burns’ün ölümünden sonra Engels, onun kız kardeşi Lizzie Burns ile birlikte yaşamaya başladı.

Tıpkı Mary gibi Lizzie de İrlandalı işçiydi. İrlanda’nın bağımsızlığı için mücadele eden “Fenian” hareketinin içindeydi…

Dedikodu seven Öcalan’a katkı: Engels'i Marks'a küstüren kadın - Resim : 6
Lizzie Burns

Engels, yıllarca savunduğu düşünceye sadık kaldı; evliliği mülkiyet düzeninin uzantısı saydığı için yine nikah masasına oturmadı. Ta ki 1878 yılına kadar…

Lizzie ölümcül hastalığa yakalandı. Son arzusunun, Engels’le evlenmek olduğu söyleyince, Engels bütün teorik itirazlarını kenara bıraktı. Yıllarca reddettiği nikahı, sevdiği kadının son isteğini yerine getirmek için kabul etti. Nikah kıyıldı. Saatler sonra Lizzie Burns hayatını kaybetti…

Belki de düşünce tarihinin en dokunaklı sahnelerinden biri budur. Bir ömür boyunca evlilik kurumunu eleştiren Engels, sevdiği kadının son dileğini kırmamak için kendi teorisinin dışına çıkmayı tercih etti..

Hayat, düşünürlere de trajediler yaşatır. Ama düşünce tarihini, onların acıları değil, yazdıkları değiştirir.

Ve düşünce tarihi, dedikodularla değil, kitaplarla yazılır…

Cemile Y. Çetin

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir